Şeker Kontrolü

Şeker hastalığı insülin hormonundaki anormallikten kaynaklanır. Bu anormallik insülinin yetersiz üretilmesi, az üretilmesi veya işlevini yerine getirememesi şeklinde meydana gelir. Hormondaki dengesizlik kan şekerinin artmasına neden olur. Bunu dengede tutmak için şeker kontrolü sağlanması gerekir. Şeker kontrolünün sağlanmasında kullanılan ilaçlar kadar beslenmenin de önemi vardır. Yeniden şekillendirilen beslenme düzeni şeker kontrolünü sağlamaya yardımcı olur.

Şeker Kontrolü Nasıl Yapılır?

Şeker hastalarının sağlıklı ve dikkatli beslenmesi önerilir. Fakat bu bazı besinlerden tamamen uzaklaşmak anlamına gelmez. Çoğu hasta için tüketilen besinlerin miktarı önem taşır. Burada karbonhidrat, protein ve yağ dengesinin günlük olarak sağlanması önem taşır. Karbonhidrat ağırlıklı beslenme şeker hastalığının en önemli nedenlerinden biridir. Bu nedenle beyaz un ile yapılan veya şekerli besinlerin azaltılması gerekir. Bunları gün içinde çok kontrollü şekilde tüketmeye dikkat edilmelidir. Hastanın günlük olarak ne kadar karbonhidrata ihtiyacı olduğunu öğrenmesi gerekir. Şeker kontrolünü sağlamanın en iyi yollarından biri eski yeme alışkanlıklarının yerine yenisini koymaktır. Örneğin pirinç pilavı yerine bulgur koyulabilir ve bunların porsiyonları azaltılabilir.

Şeker kontrolünü sağlamak uzun süre aç kalmak anlamına gelmez. Aksine şeker hastaları uzun süre aç kalmamalıdır. Bu nedenle öğün saatlerini bir düzene oturtmak ve bu düzene sadık kalmak gerekir. Üç ana öğünün dışında küçük ara öğünler de atlanmamalıdır. Tüm bu rutinde porsiyonları azaltmak önem taşır. Gereğinden fazla yağ ve karbonhidrat tüketilmemelidir. Özellikle kilo artışı söz konusu olan hastaların yağı da kontrol altına alması gerekir.

Hastalar için hangi besinlerin ne miktarda alındığı önem taşır. Besin tercihlerinin değişmesi önem taşır. Glisemik indeksi düşük olan besinler kan şekerini aniden yükseltmez. Böylece hastalar için şeker kontrolü sağlamaya yardımcı olur. Fakat sürekli ve sadece bu tarz besinler tüketmek yerine her besinden gerektiği kadar almak daha önemlidir. Glisemik indeksi düşük olan besinler tercihleri değiştirmeye yardımcı olur. Örneğin beyaz ekmek hasta için bir alışkanlıksa bunun yerine daha az olacak şekilde tam tahıllı ekmek koymak önerilir. Meyveler aşırı tüketiliyorsa elma gibi indeksi düşük olanlar daha sık tercih edilebilir. Böylece hasta şekerini aniden yükselten besinleri azaltmak için yerlerine glisemik indeksi düşük olan alternatifleri koymuş olur. Zamanla yeme alışkanlıkları değişime uğrar. Beyaz un ve şekerin tüketimi daha kolay azaltılır.

Diğer önemli konu da hastanın beslenme düzeninin ayarlanmasıdır. Şeker hastalarında beslenmenin doğrudan etkisi vardır. Bazen hastalar şeker kontrolünü sağlamak isterken sağlıksız beslenme rutinleri uygulayabilir ya da yeni düzene uyum sağlarken zorlanabilir. Diğer yandan beslenme düzeni kişiye özgüdür ve hastanın ihtiyaçlarına göre belirlenmesi gerekir. Bilinçsiz şekilde uygulanan beslenme programları uzun vadede daha büyük sorunlar çıkarabilir. Bu nedenle hastalık teşhisi konulduğunda uzman bir diyetisyene başvurmak gerekir. Diyetisyen tahlil sonuçları, hastanın alışkanlıkları ve genel sağlık durumunu göz önünde bulundurur. Böylece en doğru programı hazırlar ve uzun süre uygulanabilecek öneriler verir.

Şeker Kontrolü Yapılmaz ise Hangi Hastalıklara Yol Açar?

Diyabet hastalığında tüm tedavilerin ortak amacı kan şekerini dengelemektir. Kan şekeri kontrol altına alınmadığında vücudun genelini etkileyen sorunlar ortaya çıkar. Bu sorunlar dengesizliğin yaşandığı an hissedilebilir. Ayrıca uzun süre kontrol altına alınmadığında sürekli sorunlara da yol açabilir.

Kan şekeri dengesizleştiğinde kısa süre içinde ortaya çıkabilen ve çoğu zaman geçici olan sorunlar yaşanır. Bunlardan en sık yaşananı hipoglisemidir. Bu durum kan şekerinin normalden alt seviyelere düştüğünü gösterir. Genellikle gereğinden fazla insülin alınırsa, yeterli beslenilmezse veya ağır aktiviteler yapılırsa ortaya çıkar. Şekerli besinler tüketildiğinde normale döner.

Bunun yanında ketoasidoz denen bir durum yaşanabilir. Bu ciddi bir sorundur ve diyabetik koma olarak da bilinir. İnsülin hormonu hiç bulunmuyorsa ortaya çıkar. Daha çok tip 1 diyabet türüne sahip hastalarda görülür.

Laktik asidoz sorunu ise laktik asidin hastanın bedeninde toplanmasıdır. Bu durum hücrelerin glukoz haricinde bir enerji kullanması ile oluşur ve hücreler bu durumda laktik asit üretir. Böylece laktik asit gereğinden fazla birikir ve rahatsızlık hissi oluşturur. Diğer yandan diyabet hastaları enfeksiyonlara karşı daha savunmasızdır. Kan şekeri kontrol altına alınmadığında bakteri veya mantar enfeksiyonları özellikle deride meydana gelebilir.

Bunların dışında hastada sürekli sorunlar da ortaya çıkabilir. Süreğen hastalıklar uzun süre kontrol altına alınmamış diyabetin vücutta oluşturduğu tahribat sonucu meydana gelir. Şeker hastaları kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riski taşır. Kan şekeri uzun süre yüksek kaldığında damarlar hasar görür. Bu nedenle felç ve kardiyovasküler hastalığa yakalanma ihtimali yaklaşık 4 kat fazladır. Şeker dengesizliğinden yalnızca kalp damarları etkilenmez. Bunun yanında bacaklardaki damarlarda ya da daha küçük damarlarda sorunlar yaşanabilir.

Diyabet hastaları görme bozuklukları yaşayabilir. Özellikle uzun yıllar kontrol altına alınmayan kan şekeri buna neden olur. Araştırmalara göre 15 yılı aşkın süredir hastalığa sahip olan ve şeker dengesini sağlayamayan hastalarda göz problemleri yüksek oranda yaşanıyor. Bu hastaların %2’lik kısmı görme yetilerini tamamen kaybediyor. Bir kısmı ise görme işlevlerinde ciddi sorunlar yaşıyor.

Hastalar için büyük risklerden diğeri ise nefropatidir. Bu durum dengesiz kan şekeri nedeniyle böbreklerin kötü etkilenmesidir. Daha çok tip 1 diyabet hastalarında görülür ve yaşın ilerlemesiyle ortaya çıkar. Hastalar elli yaşı geçtikten sonra bu risk daha da artar. Kontrol altına alınmayan şeker hastalığı sonucunda hastalar diyalize ya da böbrek nakline ihtiyaç duyabilir.

Şeker hastalarının büyük bir kısmı nöropati hastalığı ile de karşı karşıya kalır. Kan şekerindeki dengesizlik sinirlerin zarar görmesiyle sonuçlanabilir. Bu durumda vücudun bazı bölgelerinde his kaybı yaşanabilir. Bu durun genellikle ayak ve bacak gibi uzuvları etkiler. Ayak ve bacaklarda yaralar görülebilir, daha ciddi durumlarda uzvu kesmek gerekebilir. Ek olarak diyabet hastalarında iktidarsızlık da görülebilir.

Şeker Kontrolü

Şeker Kontrolü ile Diyabetten Kurtulabilir Miyim ?

Şeker hastalığı insülin hormonundaki bozukluktan kaynaklanan bir metabolizma hastalığıdır. Kan şekerinin düzeyinin normal değerlerde olmaması vücutta kısa süreli veya daha ciddi hastalıklara neden olabilir. Bu nedenle hastalığın erken teşhis edilmesi önem taşır. Şeker hastalığı veya gizli şeker teşhisi konulan hastaların doktor kontrolünde ilaç kullanması ve beslenme düzenine dikkat etmesi gerekir. Hastalığı kontrol altına almak ve vücuda verebileceği hasardan korunmak için tedavi aksatılmamalıdır.

Kan şekeri değerlerini dengede tutmak için hastalığın türüne ve düzeyine göre ilaç tedavileri uygulanır. Bunun yanında beslenme rutini değiştirilir. Bu iki tedavi unsuru birlikte gerçekleştirildiğinde tam anlamıyla sonuç almak mümkün olur.

Şeker kontrolü hastanın kan şekeri düzeyini dengede tutmak için uygulanan yeni bir beslenme düzeni getirir. Buna göre üç ana, üç ara öğünü hastaların atlamaması gerekir. Bu öğünlerin saat aralıkları uzun olmaz ve böylece şekerin dengede tutulması sağlanır. Öğünlerde tercih edilen yemeklerde karbonhidrat, protein ve yağ alımı dengeli şekilde dağıtılır. Karbonhidrat ağırlıklı beslenmeden uzak durulur ve glisemik indeksi düşük besinler programa eklenir.
Hastaların sağlık durumlarına göre beslenme alışkanlıkları uzman bir diyetisyen tarafından düzenlenir. Hastalar için sürdürülebilir beslenme programları oluşturulur. Uzmanlar çok kısıtlayıcı veya uygulanması zor programlardan kaçınır. Bu nedenle şeker kontrolü sağlamak için uygulanacak program büyük oranda kişiye özgü hazırlanır.

Diyabet teşhisi konulduktan sonra şeker kontrolü programları tek başına yetersiz kalır. Aynı şekilde sadece ilaç tedavisi de bazı noktalarda tamamlanmaya ihtiyaç duyar. Bu nedenle hastalara düzenli kullanacakları ilaçlar verilir ve düzenli uygulayacakları yeni bir beslenme programı oluşturulur. Hastalığın tedavisinde en etkili sonuçlar bu iki unsur birlikte uygulandığında elde edilir. Tedavinin yarısını sağlıklı beslenme yarısını ilaç tedavileri oluşturur.

İki unsura da dikkat eden hastalarda diyabetten kaynaklı ciddi hastalıklara yakalanma ihtimali düşer. Çünkü kan şekerinin anormal seviyede olması ve kontrol edilmemesi damarları, sinirleri, gözleri, böbrekleri ve genel olarak vücudu zaman içinde kötü etkiler. Bu kontrol altına alınıp dengelendiğinde vücudun hasar görme ihtimali azalır. Hastalar dengeli bir yaşam sürebilir.

Şeker Kontrolü

Kan Şekeri Takip Yöntemleri

Besinlerle vücuda alınan glikoz kana karışarak bütün hücrelere yayılır. Hücrelerin çalışabilmesi için gereken enerjiyi sağlar. Kan şekeri ölçümleri kişinin kanındaki glikoz miktarını değerlendirir. Kandaki şekerin dengeli ve normal bir seviyede olması vücudun tüm hücreleri için önemlidir. Şeker hastalarında bu denge ortadan kalkar. Tedavi yoluyla kontrol altına alınmaya çalışılır. Bu nedenle şeker ölçümleri vücudun genel sağlığını değerlendirirken önemli bilgiler verir.

Hastalık teşhisi konulurken doktorlar çeşitli testler yaparak kandaki glikoz miktarını ölçer. Kesin tanıyı koymak için birkaç test gerekebilir. Bunun sonrasını şeker hastalığı varsa hastanın düzenli olarak şeker kontrolü yapılması önerilir. Bu, ortaya çıkabilecek ani sorunlara önlem alabilmeyi sağlar. Çeşitli kan şekeri testleri vardır. Açlık kan şekeri testi hasta 8 ile 12 saatlik bir süre aç kaldıktan sonra yapılır. Bir damardan alınan örnek kan incelenir. Eğer sonuçları 126 mg ve üzerinde çıkarda test sonraki günlerde tekrar edilir. Sonuç değişmezse hastalık teşhisi konulur.

Tokluk kan şekeri testi ise hastanın gün içinde yediği ilk yemeğin ağza girmesinden 120 dakika sonra yapılır. Yine damardan örnek kan alınır ve incelenir. Eğer değerler 140-199 mg arasında ise gizli şeker tanısı konur. Fakat 200’ün üzerindeki değerler diyabet sonucuna götürür. Genellikle açlık ve tokluk testleri bir arada değerlendirilir.
HbA1c testi ise glikoz ve hemoglobin değerleri ile ilişkilidir. Hemoglobin kırmızı kan hücrelerinde bulunur. Kan şekerinin bu proteine bağlılığı incelenir. Eğer sonuçlar %5,7-%6,4 arasındaysa gizli şeker söz konusudur. %6,5’un üzerindeki ölçümler tip 2 diyabet sonucuna götürür.

Oral glikoz tolerans testi teşhis konulurken uygulanır. Hastada açlık kan şekeri diyabet öncesi durumu gösteriyorsa hastalığın var olup olmadığı bu testle anlaşılır. Teste başlarken açlık kan şekeri ölçülür. Sonra yetmiş beş gram glukoz üç yüz mililitre suyla karıştırılır ve hastaya verilir. 120 dakikalık tetkik sırasında her 30 dakikada bir şeker ölçülür. Sonunda değerler 200 mg’den yüksekse şeker hastalığı teşhisi konulur.

Son kan şekeri takip yöntemi ise rastgele kan şekeri ölçümüdür. Hastaya şeker hastalığı teşhisi konulduktan sonra hastanın evde kendilerinin gerçekleştirdiği ölçümlerdir. Bunlar hastanın kendi durumunu değerlendirmesini ve acil bir durumda fark etmesini sağlar. Çeşitli şeker ölçüm cihazlarından birini edinerek evde veya istenilen herhangi bir yerde kan şekeri ölçülebilir. Fakat bu ölçüm açlık veya tokluk testi olarak ayrılmaz. Bu yüzden rastgele olarak anılır. Hastalar açlık veya tokluk durumlarına göre değerleri yorumlar. Hangi değerlerin ne zaman normal seviyede olduğu hastalara öğretilir.Şeker Kontrolü

Evde Kan Şeker Kontrolü Yapılabilir Mi?

Şeker hastalarının metabolizma kontrolünü sağlamaları ve kan şekerini dengede tutmaları için sık sık ölçüm yapmak faydalıdır. Ölçümler evde yapılabilir ve çoğu uzman tarafından hastanın kendini düzenli olarak kontrol etmesi önerilir. Bu yöntem kolay şekilde glisemi ölçümü sunar. Hastalar aniden gelişebilen kan şekerinin düşmesi (hipoglisemi) ya da yükselmesi gibi durumları kolay şekilde ve hızlıca tespit edebilir. Gerekli önlemleri alma fırsatı bulur ve kontrolü tekrar sağlar. Böylece dengesizliklerin sürmesi ve vücuda zarar vermesi önlenebilir.
Hastalar düzenli olarak kan şeker kontrolü yaptıklarında hastalığa karşı daha bilinçli hale gelirler. Nelerin hastalığı kötüleştirdiğini ve nelerin iyi geldiğini yorumlayabilirler. Ani ataklar nedeniyle hastaneye gitme sıklığı azalır ve yaşam kaliteleri artar.

Evde kan şeker kontrolü şeker ölçüm cihazları ya da çubukları ile yapılabilir. Test çubuklarının diğer adı striptir. Bunlar glikoz oksidaz bileşeniyle üretilir. Çubuğun üzerine ufak bir damla kan bırakılır. Kandaki glisemi miktarına bağlı olarak çubuktaki renk değişir. Hangi rengin ne anlama geldiği birlikte verilen katalogda yazar. Bu yöntem uygulanması kolay ve ekonomik bir çözümdür.

Bir diğer test de idrar glikoz testidir. Bu test en kesin yöntemlerden biri değildir. Fakat şeker düzeyi ölçülemiyorsa tercih edilebilir. Kandaki şeker miktarı belli bir noktadan sora yükseldiğinde şeker idrara da yansır. Hasta ölçümü kendisi yapacaksa yine buna özel test çubukları kullanılır. Hasta çubuğu akan idrarının altında iki saniye kadar bekletir. Ardından belirtilen süre kadar beklenir ve çubuklardaki renkler değişir. Bu renkler çubuklarla birlikte gelen katalogdaki renklerle karşılaştırılır ve şeker değeri saptanır. Böbrek eşiği denen bu miktar herkes için aynı değildir. Yaşa ve kişiye göre değişebilir. Bu nedenden dolayı çok fazla tercih edilen bir yöntem değildir.

Bir diğer yöntem de şeker kontrolü yapan cihazlardır. Bu cihazlar teknolojinin gelişmesiyle ulaşılabilir hale geldi ve birçok farklı modeli bulunuyor. Çoğu cihaz temelde benzer şekilde çalışır fakat her biri farklı kullanma şekilleri gerektirebilir. Bu cihazlar hızlı şekilde ölçümün yapılması sağlar ve sonucu gösterir.

Hastalar eğer dengesiz bir kan şekeri durumu yaşıyorsa, dengelenene kadar gün içinde dört defa düzeyi ölçmelidir. Genellikle bunların öğünlerden önce yapılması önerilir. Şeker kontrolü sağlandığında bu ölçümlerin haftada dört kez yapılması yeterli olur.



Bir cevap yazın